KAYNAK Dergisi - Kurumları ve İnsan Kaynakları Alanını Besleyen KAYNAK.

BALTAŞ BİLGİEVİ YAYINIDIR

Ana Sayfa  | Son Sayı  | Arama  | Künye  | İletişim  | Yasal Uyarı

KAYNAK Sayı 21


  İletişim ve İlişki

KAYNAK Dergisi Sayı:21

Dönem / Yıl:
OCAK-MART 2005

İÇİNDEKİLER

İletişim Her Derde Deva Değil!

İletişim ve İlişki Sayısını Hazırlarken...

İletişim ve Benlik Kavramı

İletişimin Dünü Bugünü

Bir İlişkinin Başından Geçenler

Gerçekliğin Sosyal İnşası

“Anlamın Anlamı”na Adanmış bir Yaşam

İletişime Kültür Engeli

“Ben Mesajı”nın Dönüştürücü Gücü

Dünya değişiyor, ya Biz?

İlişki Odaklılığın Dört Boyutu

Kurumsal Dönüşümün Harcı

Etkin Dinleme: Hak vermek mi, Önem vermek mi?

Beden Dili ve Yanılgılar

İletişim mi İlişkinin, İlişki mi İletişimin Sonucudur?

Tüm Sayılar

 

Dergi Seçimi

Tüm Sayıları Göster

En Çok Okunan Makaleler

1 Farklı Kültürlerde Görgü Kuralları
2 Düzenli İş Hayatı İçin Protokol Kuralları
3 İş Yaşamında Dış Görünüş ve Temsilin Önemi
4 İletişim ve Benlik Kavramı
5 Toplantı Görgü Kuralları
6 İş Çatışması Yüceltir
7 Ik’nın Görgü Kuralları Kazanılmasındaki Rolü
8 İş Yemeği ve Yemek Yeme Görgü Kuralları
9 Hayvanlar Aleminde Ekip Çalışması
10 “EKİPMETRE”yle Ekip Geliştirme
“Anlamın Anlamı”na Adanmış bir Yaşam  

Makale Prof. Dr. Zuhal Baltaş

Cambridge Üniversitesi profesörlerinden Ivor Armstrong Richards bir şairdi, dünya çapında bir dağcıydı, aynı zamanda bir edebiyat eleştirmeni ve 49 kitabın yazarıydı. Hepsinden önce de bir eğitimciydi. Öğrencilerinin öğrenmesini istediği ilk şey ise, anlamın kelimelerde değil, insanların kendinde saklı olduğuydu. Çünkü Richards'a göre, kelimelerin bir anlamı olduğunu sanmak bir yanılgı, hatta batıl bir inançtı.

Richards erken dünyaya gelmiş kişilerdendi. 1920'lerde genç bir bilim adamıyken iletişim eğitimi hitabete odaklanmıştı. Oysa Richards için hitabet fazla bir şey ifade etmiyordu. Onun derdi “anlaşamamaktı”. Anlaşamamanın incelenmesi ve bir çare bulunması gerektiğine inanıyordu. Richards kişilerin karşı karşıya gelip yaptıkları her konuşmada anlam kaybı yaşandığını düşünüyordu.

Richards, “anlamın anlamını” araştırmaya, önce işaretlerle simgeleri birbirinden ayırarak başladı. Yüz yüze geldiğimiz işaretler aslında başka bir şeylere atıfta bulunurlar. Örneğin gök gürültüsü duyarız, bu yağmurun işaretidir. Burnumuza bir yumruk yeriz, bu da kızgınlığın işaretidir. Bir ok görürüz, neyi gösteriyorsa onun işaretidir.

Kelimeler de birer işarettir ancak aynı zamanda birer simgedir. Yukarıdaki örneklerden farklı olarak, kelimelerin işaret ettikleri şeyle doğrudan bir ilişkisi ya da benzerliği yoktur. Örneğin “öpücük” kelimesinin ya da “sarılma” kelimesi işaret ettiği şeyle ne benzer bir sesi ne de benzer bir görüntüsü vardır. Onların yerine“buse” ya da “kucaklaşma” gibi başka kelimeler de koysak olur.

Kelimelerin kendi içlerinde anlamları yoktur. Bukalemun gibi içine girdikleri ortamın rengini ve şeklini alırlar. Kelime, kişinin ona rastladığı ortama göre anlam kazanır. O halde, bağlamdan bağlama geçerken kelimeler anlam değiştirir. Bağlam yalnızca bir cümle değil, tüm yaşantıdır.

İki kişi “köpek” kelimesini tamamen farklı anlamlarda kullanabilir. Siz köpek dediğinizde yumuşak huylu, çocuklarla oynamayı seven, evcil bir hayvan düşünebilirsiniz. Bir başkası köpek dediğinde, çocuklar dahil, önüne geleni ısıran bir canavardan söz ediyor olabilir. Aynı şeyden bahsettiklerini sanıp köpekler konusunda bir süre bir sohbete dalabilirler.

Karışıklığa en çok neden olan da, duygu içeren kelimelerdir. “Sevgi” dediğimizde hepimiz farklı bir şey anlayabiliriz. İki kişinin yaşam deneyimleri ne kadar farklıysa, duyguları ve tutumları tanımlayan kelimeler o kadar anlam kargaşasına neden olacak demektir.

Richards'a göre iki kişi ancak bir ömür boyu, aynı yaşantılardan geçmişse birbirini tam olarak anlayabilir. Tabii bunun mümkün olmadığı açık. Tek yumurta ikizleri bile, yaşları ilerledikçe farklılaşırlar. Richards'a göre, iletişim için en uygun koşul, “iki tarafın da uzun ve zengin bir tanışıklığı, yakın bir beraberliği, birbirine paralel birer hayatı, kısacası ilişkiler içinde olağanüstü ortak bir deneyim birikimi olmasıdır.”

Bu ideal koşulun gerçekleşmesi zor olduğuna göre, Richards yaşantı birliği sağlamak için iletişimde dikkat edilmesi gereken koşullar olarak şunları belirlemiştir:

1. Tanım: Zihnimizdeki fikirleri ve anlamları en iyi tanımlar açıklar. Öyleyse, söze “Ben bu kelimeyi kullanırken, şunu demek istiyorum.......” diyerek başlayın.

2. Benzetme: Richards'a göre dil zaten benzetmelerden oluşur; söze başladıktan kısa bir süre sonra mutlaka bir benzetme yapma ihtiyacı duyarız. “Odada gergin bir sessizlik vardı. Fırtına öncesi sükuneti andırıyordu. Kapı açıldı ve sevimsiz bir genç adam içeri girdi. Tıpkı bir yılana benziyordu.” Benzetmeler ortak anlamın oluşmasına yardımcı olur.

3. İleribildirim: Richards 75 yaşındayken bir gazete kendisinden yazı istemiş. O da hayatını adadığı konuları bırakıp “ileribildirim” konusunda bir yazı yazmış. Geribildirimin alıcıdan vericiye gönderilen bir mesajsa, ileribildirim de mesajı göndermeden önce, kendimizde deneyip istediğimiz etkiyi yaratıp yaratmadığına bakmak ve gerekirse değiştirmektir.

4. Temel dilbilgisi: Hayatının son yıllarında Richards çılgın bir projeye heves etti: İngilizceyi 850 kelimeden oluşan basit ancak herkesin kendisini anlatmasına yetecek bir dil haline getirmeye çalıştır. İki yıl Çin'de yaşayarak denemesini yaptı. Harvard Üniversitesi'nden destek gördü, ancak dilbilimci ve edebiyatçıların alaylarından yılarak vazgeçti.

Anlamın Anlamı kitabı 1923 yılında yayınlanmıştı. O günden bu güne farklı düşünürler farklı yollardan benzer sonuçlara ulaştılar. Richards anlaşamamanın çaresini bulamadı, ama anlaşmanın ne kadar zor olduğunu açıklamayı başardı.


 

Ana Sayfa  | Son Sayı  | Arama  | Künye  | İletişim  | Yasal Uyarı

© Tüm hakları www.Baltas-Baltas.com'a aittir.