KAYNAK Dergisi - Kurumları ve İnsan Kaynakları Alanını Besleyen KAYNAK.

BALTAŞ BİLGİEVİ YAYINIDIR

Ana Sayfa  | Son Sayı  | Arama  | Künye  | İletişim  | Yasal Uyarı

KAYNAK Sayı 58


  İK'da Dijital Uygulamalar

KAYNAK Dergisi Sayı:58

Dönem / Yıl:
NİSAN-HAZİRAN 2014

İÇİNDEKİLER

Dijital Dünya ve Giyilebilir Teknolojiler

İK'da Dijital Uygulamalar Sayısını Hazırlarken

Öğrenmeyi İnsanların Avucunun İçine Koymak

Dijital Dünya: İK'nın En Büyük Silahı

Türk Kültüründe Dijitale Giden Yol

İnsan Kaynakları ve Online Araştırma Yöntemleri: İşyerinde Anı Yakalayabilmek için Farklı Bir Model

Kurumların Dijital Uygulamalarında Hukuk

Gelişim İçin Temasta Kal!

Teknoloji Görüntülesin Siz Yönetin: Kurum Kültürü

Bosch Termoteknik'te Mobil Çalışma Uygulaması

Gelişen Organizasyonlarda İnsan Bilgisi

Siber Tehdit İstihbaratını Yönetmek

İnsan Kaynakları Süreçlerinde Dijital Çözümler

Dijitalin Hayatımızı Kolaylaştırıcı Yönü

Sanal Ortamda Kişisel Gelişim

İK Uygulamalarına Dijital Dokunuşlar

Tüm Sayılar

 

Dergi Seçimi

Tüm Sayıları Göster

En Çok Okunan Makaleler

1 Farklı Kültürlerde Görgü Kuralları
2 Düzenli İş Hayatı İçin Protokol Kuralları
3 İş Yaşamında Dış Görünüş ve Temsilin Önemi
4 İletişim ve Benlik Kavramı
5 Toplantı Görgü Kuralları
6 İş Çatışması Yüceltir
7 Ik’nın Görgü Kuralları Kazanılmasındaki Rolü
8 İş Yemeği ve Yemek Yeme Görgü Kuralları
9 Hayvanlar Aleminde Ekip Çalışması
10 “EKİPMETRE”yle Ekip Geliştirme
Dijital Dünya: İK'nın En Büyük Silahı 

Makale Ali Rıza Aksoy, Ford, Endüstri İlişkileri, İK Opr. ve Kocaeli Fabrika İK Müdürü

Bilim kurgu filmleri gerçek olacak ve hayat kolaylaşacak. Acaba gerçekten öyle mi? Farkında mısınız? İzlediğimiz bilim kurgu filmlerinde ilk kez gördüğümüzde heyecanlandığımız ve “vay be!..” dediğimiz her türlü yeni buluş ya da uygulama, çok geçmeden kısa bir süre sonra hayatımıza girerek farklılık katıyor. Bununla birlikte farkında olmadığımız birçok zorluğu da beraberinde getiriyor. Ancak “hızlı tüketen toplumun” bireyleri olarak, sadece nimetlerinden faydalanıyoruz tüm bu yeniliklerin...

Bir başka farkındalık sorusu, bir günlük çalışma hayatımızda kaç farklı dünya içerisinde olduğumuza dair. Aslında günlük iş hayatımızı iki farklı dünya içinde yaşıyoruz. İlki, birinden çıkıp diğerine yetişmeye çalıştığımız toplantı trafiği ile devam eden adeta bir yarış. Diğeri ise outlook üzerinden devam eden "sanal yarış”.

Her iki farkındalık sorusunun cevaplarının içinde “hız” var, “paylaşım” var, “şeffaflık” var, “birliktelik” var. Bu dört temel olgunun varlığını da sağlayan sayısallaştırılmış (dijitalize – digitalized) veri var, bilgi var.

İşte! yeni yaşantımızın her anında, bu yoğun veri/bilgi akışının yön verdiği bir gidişat var.

Anlık kurumsal hafıza

Herhangi bir anda “Deniz’in geçen seneki performans harfi neydi?” sorusu ile karşılaşıp bu soruya “Ezbere hatırlamıyorum, bir kontrol edelim” cevabını veren kaç İK'cı vardır sizce? Bu anı hepimiz en az bir kere yaşamışızdır.

Düşünsenize, böyle bir soru ile karşılaştığınız anda bu soruyu size yönelten yöneticinin arkasındaki camda beliren ekrandan, ilgili bilgiye hemen ulaşıyorsunuz ve soruyu cevaplıyorsunuz. Ne büyük kolaylık! Bu görüntünün yaşanacağı gelecek, o kadar da uzak değil. Ne dersiniz?

İmalat hattının herhangi bir yerinde, 15 nolu montaj istasyonundasınız. O üretim bandının yöneticisi size, disiplin kuruluna sevk edilen operatörle ilgili, daha önce yaşanan benzer bir vakayı hatırladığını ama emin olamadığını söyledi. Cebinizdeki mobil cihaz yardımıyla, ilgili operatörün benzer vakasının değerlendirildiği disiplin kurulu toplantısının görüntüsüne ulaştınız ve alınan kararı, sanki o anı içinde yaşıyormuşçasına izlediniz ve hatırladınız. Belki bunu şu anda bile yapanlarınız vardır.

Bu iki basit örneğin arkasında dehşet verici büyüklükte veri bankası söz konusu. Bu veriye ulaşım için takip edilmesi gereken süreçler, alınması gereken izinler, tanımlanması gereken erişim yetkileri, aşılması gereken sıkıcı IT gereklilikleri var. Ancak sorulan sorular hemen cevaplanmalı, sorular cevaplanırken kullanılan veriler hatasız olmalı ve bu verilerin doğruluğu teyit edilmiş olmalıdır. İhtiyaçlar hiyerarşisinin yeniden yazıldığı ve en uç noktasına "anlık ihtiyaç " tanımının yer aldığı, veriye dayalı bilgi ihtiyacının zamanında ve doğru bir şekilde karşılanma gerekliliğinin getirildiği yeni oluşumda, zamandan ve mekandan bağımsız olarak "kurumsal hafıza"ya ulaşım becerisi, İK’nın önündeki en önemli fırsattır.

İK için IT

Yukarıda bahsi geçen fırsatın beraberindeki en belirgin tehdit, bu işi kiminle yapacağımıza dair sorunun cevabıdır. Bugünden itibaren hepimiz İK departmanı içinde IT ile matris yapıda çalışan IT uzmanı barındırmalıyız. Bu uzman ya da uzmanlar yardımıyla İK'nın öncelikleri ile IT'nin önceliklerini bir potada eritmeli, IT'nin “tamam bunu yaparız, buna kaynak ayırırız” diyebileceği konuşma sayılarını arttırmalı, devreye alacağımız projelerin reklamını yaparken ve bütçesine onay alırken IT ile el ele Genel Müdürlerimizin karşısına çıkmalıyız.

İK için çalışan IT uzmanlarını adeta bir ajan gibi kullanmalıyız. IT dünyasındaki arkadaşlarımızın bu son cümleme tepki göstermelerini istemem. Zira tamamen sonuca odaklı bir bakış açısı ile yazılmış cümledir. "Kurumsal hafıza"yı yaratacak alt yapıları oluşturmak, bu altyapılara istendiği anda erişimi sağlayacak uygulamaları devreye almak, sadece belirli kişilerin ulaşımını yetkilendirmek ve tüm bunları olası en az maliyetle yapmak konusunda IT uzmanından başka neye ihtiyaç var ki?

IT dünyasında çalışan arkadaşlarımızın; “IT için çalışan İK uzmanlarını adeta bir ajan gibi kullanmalıyız” şeklinde bir cümlesi olsaydı, ben bir İK'cı olarak hemen itiraz ederdim. Derdim ki: “Biz İK'cılar olarak sadece IT için değil, tüm bölümler için ajan olarak çalışıyoruz.”

Öyle değil mi?

Bir sonraki Genel Müdür adaylarının kimler olabileceğini şirketlerde Genel Müdürden sonra başka kim biliyor?

Yarının ofislerinde PC/diz üstü bilgisayar olmayacak. Aslında yarın, ofisler de olmayacak

Şirketinizde şu anda kaç tane masaüstü ya da diz üstü bilgisayar var?

Bu soruya benim verdiğim cevap, sizin verdiğiniz cevapların her zaman “iki katı” olur şeklindedir. Sebebi çok basit: Çalışanlarınız beraberinde işe gelirken kendi makinalarını getiriyorlar. Hatta kendi makinaları sizin işveren olarak verdiğiniz makinalardan çok daha üstün özelliklere sahip. Eğer böyle ise neden işveren olarak çalışanlara masaüstü ya da diz üstü bilgisayar veriyoruz? Ekipmana harcadığımız parayı neden “sistemlere erişim yetkilendirmesine” harcamıyoruz? "Veri hırsızlığını önlemeye yönelik" harcanacak olan bütçelerin, çalışanların kendi makinalarını, sınırları çizilmiş özgürlüklerin içerisinde kullanıyor olmasına edeceği hizmeti bir düşünsenize... “Y” kuşağının istediği de bu değil mi? Özgürlük.

"Dijital dünyanın İK dünyasına" muhtemel en büyük kötülüğü, özgürlüklerin sınırlandırılması seviyesi ile ilgilidir.

Elbette ki hiçbir şirket veya hiçbir İK üst düzey yöneticisi, şirketinin ücret politikasının ne olduğu bilgisinin twitter ortamında “cik cik”lenmesini istemez. Hiçbir şirket, rekabet kurallarına aykırı olacak şekilde hiçbir kurumsal stratejisinin facebook ortamında “yanlışlıkla” paylaşılması sonrasında “beğenilmek” istemez. Bu iki basit sorunu ortadan kaldırmak için yapılması gereken şey ise her iki dünyayı bir araya getirmektir: Dijital İK.

Kabul edilebilir seviyede sınırları çizilmiş, bu sınırlar içinde veriye erişim yetkisi kesinleşmiş, "saklamak" yerine seviyesi ayarlanmış şekilde "paylaşan", sorgulama ve sorma imkanı veren uygulamalar ile çalışana ve işverene hizmet eden bir dünya.

Tam bu noktada bir başka fantastik bakış açısı: Belki bu uygulamalar sayesinde işe alım maliyetleri çok ciddi derecede düşecek, ofisler ortadan kalkacak, herkes evinden çalışacak ve zorunlu olduğu anlarda fiziksel olarak bulunması gereken yerlerde bulunacak. Neden olmasın?

İmkanım olsa outlook’u uçururum

Sakın yanlış anlaşılmasın. Fiziksel olarak bir kişiyi ya da bir yeri havaya uçurmak anlamında değildir cümlem. Vermek istediğim mesaj, sayısallaştırılmış (dijijtal) dünya üzerindeki iletişimi uçurmaktır. Lotus notes ya da Outlook gibi iletişim özrü yaratan uygulamaların çalışma hayatına getirdiği farklı dinamiklerin, İK politikası yaratmak konusunda ortaya koyduğu ihtiyacın farkında mıyız?

Telefonla iletişim döneminde telefon eden kişi, eğer karşısındaki kişiyi yerinde bulamadıysa; yerinde buluncaya kadar olan zaman dilimi içinde bütün sorumluluk kendisinde olacak şekilde hayatına devam ediyordu. Aranan kişi ise, ancak telefonda konuşursa konudan haberdar oluyordu.

Bu durumun çok daha fazla sağlıklı olduğunu düşünmeye başladım. Zira günümüz yaşantısı içinde “O’na yazmıştım, cevap vermedi ki...” cümlesinin verdiği rahatsızlığı herhalde sizler de çoktandır yaşıyorsunuzdur.

Mesajı yazdığın kişi yerine ne zaman gitti? O kişi gün içerisinde kaç tane mesaj alıyor? Mesajlarını okumaya başladı mı? Senden önce Genel Müdür’ün göndermiş olduğu bir mesaja konsantre olmuş ve o işi bitirmeye çalışıyorsa, ya da çok ani bir gelişme nedeniyle işyerinden çıkmak durumunda kaldıysa. Tüm bunların mesajı gönderen kişi için hiçbir önemi yok, zira "o" mesajı gönderdi bir kere. Ondan mutlusu yok. Top ondan çıktı nasıl olsa. Varsın gerisini mesajı alacak kişi düşünsün.

Şimdi sorum şu: Bugüne kadar kaçınız “kim kime mesaj gönderir ve hangi seviyeye kopya verme yetkisine sahip olabilir?” hiyerarşisini belirlemek üzere kafa yordunuz ya da yormak istediniz? Tanımlayabildiyseniz kaçınız tam planladığınız gibi uygulayabildiniz?

Biz İK cılar olarak bu hızlı iletişim dünyası içinde kim kime mesaj gönderebilir konusundan daha ziyade, beklenen iş sonuçlarına ulaşılmasına engel olan ya da olabilecek "iletişim kazalarına" yönelik farkındalıkları arttırmalıyız.

Elbette ki outlook’u uçurmayacağız, elbette ki aynı anda birçok kişiye ulaşabilmenin sağladığı "hızı" kullanacağız, elbette ki bu ortamın herkese aynı anda sağladığı "şeffaflık" özelliğini kullanacağız. Bununla birlikte bu hız ve şeffaflığın yaratabileceği kaos ortamının da farkında olunmasını sağlayacağız.

Şimdi son kısma geliyoruz, sıkı durun! Size yazımın başında iki dünyanın olduğunu söylemiştim. Birbiri içinde akıp giden iki dünya.Ve tabi bu dünyalar arasında geçişi sağlayan linkedin, facebook, outlook, what’s up, instagram vb daha niceleri. Farkettim de onların ismini saymaya başladıkça dijital dünyanın sonsuzluğa ulaşmaya yaklaşmış olduğunu düşünüyor insan, ne dersiniz?

Kelimelerimiz, düşüncelerimiz ve çalışmalarımız beynimizin kıvrımlarından ellerimize ve oradan da sanal dünyanın dijital daktilosundaki devre aralarına geçerek ölümsüzlüğü kazanıyorlar. Dijital Dünya'nın Kütüphanesinde ebediyete kadar var olma şansını yakalıyorlar. Sevgili İK’cılar! İster baby boomer, ister X, ister Y, ister Z kuşağı olun. Asıl zamana karşı yarış şimdi başladı. Ve bu yarış kuşaklar arası farklılığı ortadan kaldırıp, akıllı sistemlerle çalışmayı ve hep birlikte ekip olarak akıllı (smart!) olmayı zorunlu kılıyor. İnsan Kaynakları dışında olan diğer tüm birim sorumlularına da bir müjdem var. Gelişen dünya koşulları ve yüksek beklentiler artık herkesin içindeki İK’cının uyanması gerekliliğini bir kez daha vurguluyor. Haydi şimdi tüm İK’cılar ve içindeki İK’cıyı hissedenler kağıt kalemi bir kenara bırakıp, dijital dünyanın kapısından içeri girip, bu dünyanın koşullarına çalışmalarınız ile yön verin, hayat verin...

Toplantılar için Ankara’dan İstanbul’a uçmayın. Toplantılara Ankara’dan ofisinizden video-konferanslar ile katılın (birkaç yıl sonra bu toplantılara evinizden katılın demeyi planlıyorum, hazırlıklı olun.)

Gazetelerin sayfalarını kapatın. İşe alım ilanlarınızı facebook, linkedln, twitter aracılığıyla adaylara ulaştırın, görüşmelerinizi akıllı elektronik sistemler üzerinden gerçekleştirin.

Şirket tanıtım oryantasyonlarınızı üç boyutlu gözlüklerle sanal turlarla hazırlamaya başlayın.

Eğitimleri sanal sınıflarda vermeye hazırlanın.

Personel kartları yerine, akıllı telefonlara tanıtılmış “check-in” sistemlerini şimdiden ilk siz tasarlayın.

Çalışanlara yılda bir kez bilemediniz iki kez performans geribildirimi vermeyi, bunu yaparken de kağıda veya ekrana bir “tik” atmayı geçin artık. Performans değerlendirmeler yakında çalışanlar tarafından yöneticilere anında ve sürekli uygulanacak ve sistemlere kayıt edilecek, sanal puanlarınız ile şirketteki herkes çalışmalarınızı uyumunuzu, liderlik vasıflarınızı öğrenecek, sanal prestijiniz sizi kariyer basamaklarında ileriye taşıyacak. Kariyer gelişim ve performans sistemlerinize dijital imza atmaya hazırlanın...

Kurumlararası bilgiyi antetli kağıtlarla haberleşme departmanınızdan geçirerek, gönderme işini de yavaş yavaş pul koleksiyonunuzun yanına kaldırın ve doküman paylaşımınızı mobil uygulamalar ile yaygınlaştırın, hızlandırın, etkinleştirin.

Zaman hızla geçiyor ve zamanı yakalamak için Dijital Gelişim ve Değişim Anı... Sakın kaçırmayın...

Teşekkürler Dijital Dünya!


 

Ana Sayfa  | Son Sayı  | Arama  | Künye  | İletişim  | Yasal Uyarı

© Tüm hakları www.Baltas-Baltas.com'a aittir.